Bayrak Adam DENKTAŞ – 2
Kenan Akın’ın kaleminden
16 yıllık direniş destanı
Denktaş’ın doğum yeri Baf’ta gösterilen kahramanlık Rumları korkutmuştu.
En az 16 yıl süren direnişin ayrı ayrı kahramanlık öyküleri aslında Kıbrıs Destanı’nı oluşturuyordu.
…Ve “Toros” bu destanın çok sayfalarında müstesna yerini alıyordu.
İşte Kıbrıs Destan’ından birkaç sayfa:
“Rum Tedhiş Teşkilâtı EOKA 1 Nisan günü Lefkoşa’da patlattığı ilk bombadan sonra hedefini açık açık ilân etmişti: İngilizler adadan çıkarılacak, asil düşman saydıkları Kıbrıs Türkü, bir anda imha edilecek ve Enosis gerçekleştirilecekti.
Sıra, Türklerin nabzını denemeye gelmişti.
İlk defa olarak 1956 ortalarında, Abdullah Çavuş, Baf’ta, arkasından da Lisanı Çavuş, Poli’de EOKA kurşunlarının ilk kurbanları oldular.
Her iki olay, ada çapında büyük tepkilere yol açtı.
Türk gençliği galeyan halindeydi ve Türk halkı heyecandan sokağa dökülüp protesto mitingleri düzenlerken karşısında iki düşman bulmuştu: İngilizler ve Rumlar!
21 Aralık 1963…
Sabaha karşı Tahtakale Mahallesi’nde iki Türk, makineli tabanca kullanan Rum polisleri tarafından vurulup öldürüldü.
Radyo haber bülteninde halka “müessif ” olarak resmen takdim edilen bu olay, Rumların Türklere karşı besledikleri kötü niyetlerinin ilk belirtisi olmuştu.
Nitekim 22 Aralık 1963 günü Landrover’lere bindirilmiş silâhlı Rum polisleri, Türk Lisesi öğrencilerine ateş açarak öğrencileri yaralıyorlardı.
Ayni gün TCM (Türk Cemaat Meclisi) Başkanı R. Denktaş’ın çalışma odasını ve Girne Kapısı’nda Atatürk heykelini kurşunlayıp en ileri derecede tahriklerine devam ettiler. Gece saat 10.30 da ise, Girne Yolu üzerinde Aspava Bar yanında pusu kuran Rum polisi ekipleri, kanunsuz hareketlere yüz vermeyen bazı Türkleri öldürmeye ve Yenişehir’le Türk semtine ateş açmaya başlıyordu.
Bardağı taşıran Rum tahrikleri karşısında, 1 Ağustos 1958 tarihinden beri Kıbrıs Türkü adına söz söylemek hakkını elinde tutan TMT, Türkün namus ve şerefini korumak, can ve mal güvenliğini teminat altında bulundurmak gibi tarihî görevine başlamak durumundaydı.
23 Aralık 1963…
Sabahtan itibaren Lefkoşe Türk kesimi şiddetli ve sürekli bir düşman ateşi altındaydı.
TMT üyeleri, ilk savunma noktaları olan Çetinkaya Spor Kulubü’nden Ledra Palas’a, Viktorya Sokağı’nda Arabahmet Camii ilerisinde Baf Kapisi’na, Tanti’nin Hamami kesiminden Ankasiyona’daki Rum kuvvetlerine, Çağlayan Bölgesi’nden bu bölgeye taarruz eden Rum kuvvetlerine, Küçük Kaymaklı’dan Büyük Kaymaklı’da harekete geçen Rum kuvvetlerine, Lefkoşe Erkek Lisesi binasından Buzhane ve Yenişehir’de ateş açan Rum kuvvetlerine, Girne Yolu üzerinde Jandarma Binası’ndan Yenişehir ve yine Ortaköy’den ve Dikomo Rum köylerine karşı savunmaya geçtiler.
Lefkoşe Türk kesimini çepçevre ateş altına alan ve Türk kesimine 6 saat zarfında girebileceklerini hesaplayan Rum kuvvetleri ne, özellikle Küçük Kaymaklı’ya taarruz eden Rum kuvvetlerine Yunan Alayı’ndan birlikler sevk edilmişti. Sadece Küçük Kaymaklı’ya, Yunan Alayı’ndan da birliklerin katılmasıyla 1000 kişilik bir düşman kuvvetinin hücum ettiği kat’i rakam olarak sabit.
24 Aralik 1963…
Ateş, yürürlüğe giren mütareke ile duruyordu.
25 Aralık 1963…
Ateş, saat 8:30’dan itibarca Rum kuvvetlerince yeniden başlıyordu.
Çarpışmalar 26 Aralık 1963 günü 10: 15’e kadar devam ediyordu ve saat 11.00 de İngilizlerin aracılığı ile ikinci kez müzakerelere başlıyordu.
Lefkoşa savunmasında, özellikle çarpışmaların en şiddetli olduğu Çağlayan Küçük Kaymaklı Yenişehir Bölgelerinde ve yine Küçük Kaymaklı polis karakolunu kahramanca müdafaa eden, cephanesi bittiği için geri alınan komutanlar arasında, gerek bu bölgelerde ve gerekse diğer savunma hatlarında, tarihimizde bu isimsiz kahramanlar şükranla anılıyor.
Lefkoşa çarpışmalarında TMT mensubu 6 şehit verildi.
Bunların dışında Rumlar, birçok masum vatandaşımızı katletmişlerdi.
Çarpışmalar neticesi Küçük Kaymaklı’nın bir kısmı hariç Lefkoşa ve varoşlarında müdafaa mevzileri süratle ileri alınarak bugünkü hatlar teşekkül ettiriyordu.
Cephane yetersizliği dolayısıyla bir kısım halkın salimen Hamitköy’e taşınması düşmana aradığı fırsatı vermiş ve ancak 26 Aralık 1963 günü Küçük Kaymaklı’ya girebiliyorlardı. Evlerinden çıkmayan 500 soydaşımızın esir alınması ve bunların arasında bâzı gençlerimizin akibetlerinin hâlâ belli olmaması yanında, Küçük Kaymakli’nin tahrip ve yağma edilisi, Rum vandalizminin bir abidesi olarak bugün ortada duruyor.
Arpalık savunmasında da 6 şehit veriliyordu.
6 Şubat 1964…
250 kişilik Rum kuvvetine karşı sadece 6 piyade tüfeği ve sten, tabanca ile savunulmuştu.
Ve Arpalık savunması Rum sürülerine karşı bir Plevne müdafaasıdır.
Gerçekten de, Yavru Vatan’da Kıbrıs Türkü’nün Denktaş liderliğinde, kanı ve canı pahasına verdiği sınav şanlı tarihimize yakışacak ağırlık taşıyor.
Denktaş’ın doğum yeri olan Baf’a, gazi unvanının verilmesinin öyküsü de bambaşka bir destanı oluşturuyor.
Kıbrıs Türkü ilk kurbanını Baf’ta veriyordu.
Tarihe bir kalleşlik, bir vandalizm, bir korkaklık ve de masum insanların kanına girme hareketi olarak geçecek EOKA, bir Türk polisinin göğsüne ilk kurşunu sıkıyordu.
EOKA’ nin 1959’da biten kanlı ve tiksintili serüveni duruyor, Türk halkları tescil ediliyor, sözde bir Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluyordu.
Ne var ki, 3 yıl sinen EOKA sürüleri, bir işgal plânı hazırlıyordu; Lefkoşa’dan başlayıp Türk’ü boğmayı, bir anda Türk toplumunu adadan silip süpürmeyi hedefliyorlardı.
9 Mart 1964…
Gün doğarken taarruza geçen Rum kuvvetinin personel sayısı: 2000 kadardı. Çarpışmalarda, zırhlandırılmış 8 adet dozer, ağır silâhlarla teçhiz edilmiş olarak Rum kuvvetlerine destek vazifesi görmüş, 100’den fazla Bren silâhına ek çok sayıda
A-4 tipi silâh, havan topu, roketatar, tomson ve çeşitli silâhlar kullanmıştı. Albay rütbesinden bir Yunan Subayı’nın sevk ve idaresindeki muhabereye Yunan Alayı’ndan da subaylar katılmıştı.
Baf’ı 120 kahraman mücahidimiz savunuyordu.
Savunmada, çoğu av tüfeği, 9 adet Bren, birkaç sandık el bombası, piyade tüfeği ve Sten makineli tabanca kullanılmıştı.
Düşman, bütün imkânlarını kullanması halinde, azamî 2 saatte, Türk kesimini işgal edeceğini tahmin ediyor, karşısındaki Türk Mücahidi’nin ecdadına ve tarihine yaraşır bir şekilde ölüm kalım mücadelesi vermeye hazır olduğunu kestiremiyordu.
Plâna göre önce kesif bir roketatar ateşi ile Türk bölgesi ele geçirilecek, kuzey istikametindeki Mavrali semtine, doğudan da dört koldan olmak üzere Dr. Eyyüp, Kemal Atatürk, Namık Kemal ve Talât Paşa sokaklarını takiple Türk kesimine girilecek, merkezî durumda olan İnönü meydanında buluşarak Rum kuvvetleri zafer şenlikleri yapacaktı.
9 Mart 1964…
Sabahın erken saatlerinde uygulanmaya başlayan plân, çok şiddetli roketatar ateşi altına aldığı Türk mevzilerini yıkmaya çalışırken, kahraman mücahitlerimiz cehennemi ateşe bakmadan sımsıkı yerinde duruyor, elindeki imkânlarla düşmana göz açtırmıyordu.
Saat 9: 30’a kadar bir adım bile ilerleyemeyen düşman, bu saatten sonra Termopil sokağındaki Türk mevzilerini daha kesif bir ateş altına almış, buradaki mücahitlerimiz enkaz altında kalmamak için Yeni Camii ile bu sokaktan, ayrılmak zorunluluğunu duyuyordu. Lefkoşe Merkez Sancağı Arması.
Bütün gün devam eden muharebe esnasında Çarsı bölgesi büyük bir cesaretle savunuluyordu.
Büyük Camii minaresi üzerinden bir mücahidimiz ateş altına aldığı düşman kuvvetlerine kan kusturuyordu. Kudurmuş Rum sürüleri, ihtişamla yükselen minareyi roketatarlarla delik deşik ederken, minarenin yıkılabileceğine aldırmayan mücahidimiz, eşine ender rastlanır bir cesaretle savunmasına devam ettiriyordu.
Baf savunmasında Türk mücahidi, elindeki kıt imkânlar ve mahdut sayıda silâhlarla savaşmıştı.
Elinde en azından birkaç tane roketatar silâhının bulunmayışı, zırhlandırılmış dozerlerin Türk mevzilerine kadar sokulmasına imkân veriyordu.
Baf Türkü, mücahidiyle elele vererek mahallî bir silâh imalâthanesi kuruyordu.
Bu imalâthanede yapılan birkaç havan topu, zırhlandırılmış bir dozer, özellikle sahra topunun taklidi bir top, çarpışmalarda hayli ise yaramıştı. Özellikle sahra topunun ateşiyle Türk bölgesinin etkili bir şekilde ateş altında tutan ve iki katli tas bir binada kurulan bir Rum mevziinin susturulması, mücahitlerimizi ve Baf Türk’ünü mor alman son derece teçhiz etmiş, düşmanın cesaretini sıfıra indirmişti.
Rahmetli Denktaş’ın doğum yeri Baf’ın gösterdiği kahramanlık ona “Gazi” unvanını kazandırıyordu.
Artık Baf, Gazibaf oluyordu.
Yeniçağ Gazetesi / Kenan Akın’ın Kaleminden.
Tuğgeneral 85 yaşındaki askerinin elin
BDP'ye izin yok
Özel yetkili savcılara özel koruma
Rusya'nın umudu Salak Dağı'na çarptı
Kutsal sembol ''Kare''
TÜRK KÜLTÜRÜNDE RENKLER
Ruhban Okulu’nda AKP-CHP ittifakı
ASKERLİK KANUNU DEĞİŞİYOR
Hotmail, yandex, microsoft, cocacola,
AİHM'DEN BALYOZ'LA İLGİLİ GÖRÜLMEMİŞ K
Tebrik ederim paşarılar dilerim Rezil17 , May-2012
PKK ile F tipine susup, Gazeteciye muh17 , May-2012
Sahte 1 Mayıs!17 , May-2012
Son 10 yılda, hurafe hükümetinin icraa17 , May-2012
Türk medyasının karakutusu açıldı17 , May-2012